ABD BAŞKANI D. TRUMP’I ANLAMA KLAVUZU
Türk kamuoyu onu ilk Çırak programında tanıdı. Yarışmacıları ağır şekilde azarlayan, kovan, şovmen Trump. Ama bir gün karşımıza bu şovmen kişilik ABD Başkanı olarak çıktı. Soğuk Savaş döneminin ağır başlı ve dünyanın kaderini ellerinde tutan ABD Başkanlarından sonra, böyle karikatürlerden, komedi filmlerinden fırlamış gibi çıkan bu başkan karakterini anlamakta zorlandık. Bir kasaba politikacısı hafifliğinde olan oğul George Bush bile onun yanında oldukça ağır devlet adamı kalıyordu.
Amerikan halkının bu adamı nasıl Başkan seçtiğini anlayamadık ilk önce. Trump’ın ilk döneminde (2017-2021) herkesi şaşırtan çok davranışları oldu. Şımarık ve küstah konuşma tarzı, beklenmedik çıkışları, değişik zirvelerde önde görünmek için liderleri iterek öne çıkması vs. hep küçümsedik ve geldiği makamı hak etmediğini düşündük. Film artisti olan Ronald Reagan bile o koltuğu daha iyi doldurmuştu. Oysa Trump’ın ikinci döneminde yapacaklarının öncekileri aratacak şeyler olduğunu yeni yeni anlamaya başladık. Kanada, Grönland ve Panama Kanalı’nı istemesi, Meksika Körfezi’nin adının değiştirilmesi, NATO ülkelerine kızmalar vs…
Peki ama bu adam nasıl oldu da küresel bir gücün devlet başkanı seçildi? Neden böyle davranıyor? Bu tür alışılmadık istekleri onun biraz tahtalarının seyrek olmasından mı? Trump anlaşılmaz, öngörülemez bir adam mı, yoksa Trump’ın yaptıklarının bir mantığı var mı? Elbette var. Davranış ve politikaları bir mantık ve paradigmaya oturuyor. İşte bu yazı bu mantık ve paradigmayı açıklamak üzere kaleme alındı. Hazırsanız kahvenizi alıp arkanıza yaslanın. Trump’ı anlama kılavuzu başlıyor.
Öncelikle 3 farklı Trump var. Bunları bilirsek hangi Trump konuşuyor ve yapmak istiyor daha iyi anlarız:
1-Şımarık, küstah Trump: Zengin bir aileden gelen ve şımartılarak yetiştirilmiş, her istediği olsun isteyen, olmayınca ortalığı karıştıran, medyada görünmeyi ve şov yapmayı seven bir Trump var. Çırak programındaki halini hatırlayın. Her şeyi belirleyebileceğini ve dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanan Trump. Kimilerine göre egoist, narsist, hatta manik depresif… Kısacası Trump sınırları olmayan ve kendini sınırlamayan biri. Birileri neden böyle birini ABD Başkanı yapmak istedi acaba? Birazdan anlatmaya çalışacağımız köklü değişimleri ve çılgınca gelebilecek fikirleri sadece bu karakterde biri yapabilirdi de ondan.
2-Tüccar Trump: Para kazanmayı çok seven, ama çok çok seven, her şeye ticaret gözüyle bakan bir Trump bu. Zaten iş adamı ve büyük bir serveti var. Tüccarlık karakterini politikalarına taşıyan, nerden kar ederim diye düşünen bir karakter. Kanada, Grönland ve Panama Kanalı’nı isterken Tüccar Trump konuşuyor, diye görebilirsiniz. Kimi ülkelere gümrük artışı uygularken ya da NATO ülkeleri bütçeye daha fazla katkı sağlamalı derken de Tüccar Trump konuşuyor (bu konuları bir başka yönüyle 3. Başlıkta ele alacağımız Evanjelik Trump içine de dahil edeceğiz). Trump Amerika’yı bir şirket gibi yöneteceğini daha ilk döneminde söylemişti. Şimdi de öyle yapıyor. Şirketine/Amerika’ya nasıl kar ettiririm diye düşünüyor her hamlede. Devleti şirket gibi yönetmek fikri bize yabancı olsa da Amerikalılara yabancı değil. Bunun Amerikan tarihinde bir yeri var. Bugün eyalet olan Virginia, Plymouth, Massachusetts 17. yüzyılda şirketler tarafından yönetilen topraklardı.
Tüccar Trump bir de siyasi görüşmelerde kendini gösteriyor. Pazarlık mantığı Trump’ın uluslararası politika mantığında önemli bir yer tutuyor. Ukrayna sorunu, İran ve Çin ile ilişkilerde de görüyoruz bunu. Bu tür konularda Trump pazarlığı hep yukarıdan, en üst noktadan açıyor. Amaç muhatabı korkutmak ve mümkün olan en yüksek tavizi koparmak. Zelenski daha ilk Beyaz Saray ziyaretinde yelkenleri indirip bütün talepleri kabul etseydi, medya önünde o malum küçültücü konuma düşmeyecekti. Arkasında Avrupa desteği var zannettiği için biraz diklendi, ama olmadı. İran ve Çin’e karşı da üst perdeden savaş naraları atarak pazarlığı yüksekten başlattı Tüccar Trump. Ama her ikisi de bu meydan okumaya aynı tonda cevap verdi. Trump her iki ülkeye karşı bu savaşçı söylemi koruyup, polemiği devam ettirmedi. ABD’e Çin’e ve İran’a savaş ilan eder mi? Bence bu imkansız gibi bir şey. Yakın bir gelecekte Çin daha fazla ABD Hazine Bonosu almayı taahhüt eder, İran nükleer faaliyetlerin denetimi konusunda bazı tavizleri kabul eder ve konu böylece kapanır.
Dünya ülkeleri içinde tüccar Trump’ı en iyi anlayan Suudi Arabistan oldu. ABD ile önce 600 milyar dolarlık ticaret hacmi geliştirme sözü veren, daha sonra bunu 1 trilyon dolara yükselten Suudi Arabistan Trump’ın en sevdiği müslüman ülke oldu. Bu yüzden Ukrayna Savaşı konusunda Rus ve Ukraynalı heyetlerle ABD’li diplomatlar Suudi Arabistan’da görüşüyorlar. Zaten tüccar Trump’ı erken keşfeden Suudi Arabistan hatırlayın, bir önceki Başkanlık döneminde 2017’de 110 milyar dolarlık bir askeri alım anlaşması yaptıktan sonra Trump’ın eline kılıç verip oynatmışlardı.
3-Evanjelik Trump: Bu başlık biraz uzun olacak. O yüzden bir fincan kahve daha alın derim. Çünkü tam bu noktada işler çok enteresan bir hal alıyor. Trump Almanya’dan göç etmiş ve Protestanlığın Presbiteryan koluna bağlı bir ailede dünyaya geldi. Kendisinin çok dindar biri olduğuna dair elimizde veriler olmasa da, Protestanlar içinde köktendinci (fundamentalist) olarak nitelendirilen Evanjeliklerle yakın ilişkide olduğu bilinen bir gerçek. Evanjelikleri Tanrı’yı kıyamete zorlamaya çalışan ekip dediğimizde daha iyi hatırlayacaksınız. İşte Trump’ın arkasındaki ekip bunlar. Başkan Trump ilk döneminde biraz hazırlıksız gibi görünmüş olsa da, ikinci döneminde oldukça hazırlıklı olduğunu net bir şekilde görüyoruz. Peki nasıl bir hazırlık bu?
20 Ocak’taki yemin törenine bir bakalım. Trump yemin ettikten hemen sonra masaya oturdu ve arka arkaya onlarca kararname imzaladı. Hem de ülkesinin iç ve dış politikada gidişatını radikal şekilde değiştirecek kararnamelerdi bunlar. Dünya Sağlık Örgütü’nden çıkış, Paris İklim Anlaşması’ndan çıkış, LBGT’nin önünü açan ve geçmiş demokrat iktidarlar zamanında başlatılan bir kısım uygulamaların iptali gibi konulardı bunlar.
Burada iki soruyu sormamız gerekli; 1-Bu hazırlıkları yapan ekip kimdi? 2-Bu kararlarla Trump kime savaş ilan etmiş oldu? İşte yazımızın bundan sonraki kısmında bunları açıklamaya çalışırken, ana akım medyada yapılan ve toplumumuzun Trump’a ve ABD’ye bakışını belirleyen yorumlardan radikal bir şekilde ayrıldığımız noktaya gelmiş olduk. Trump’a ve Amerika’da yaşananlara karşı bakışınızı köklü bir şeklide değiştirmeye hazır mısınız?
Trump’ın söylemlerinin ve politikalarının arkasında Evanjeliklerin olduğunu yukarıda yazmıştık. Kurumsal olarak ifade etmek gerekirse bunların başında The Heritage Foundation geliyor. Evanjeliklerin 1973’de kurduğu vakıf yıllar içinde bazı Başkanların politikalarına etki etmeyi başarmış. Ama zirveyi Trump’ın 2. Dönemi ile yaptıklarını söyleyebiliriz. Trump’ın temel birçok söylemini vakfın web sitesindeki yayınlarda bulabilirsiniz.
Vakıf daha 2023 yılında “2025-Başkanlık Geçiş Projesi” adlı 900 sayfayı aşan bir uygulama planı yayınladı. Bu proje ile ilgili vakfın sayfasında şöyle yazıyor: “Project 2025, muhafazakâr hareketin dört bir yanından 100’den fazla saygın kuruluşun bir araya gelerek derin devleti yıkmak ve hükümeti halka geri vermek için oluşturduğu tarihi bir harekettir.”[1] Bundan da anlıyoruz ki, Trump’ın arkasında sadece The Heritage Foundation yok, 100’den fazla stk ve pek çok etkili isim var. Temel hedef ise hükumeti “derin devlet” olarak tanımladıkları bir yapıdan alarak halka geri vermek. Bu derin devletten kastedilen ne olduğuna birazdan detaylı değineceğiz.
Nisan 2023’te yayınlanan Liderlik için Yetki Belgesi: Muhafazakar Vaad (Mandate for Leadership: The Conservative Promise)[2] adlı belge ise aynı vakıf tarafından, ülkenin dört bir yanından 400’den fazla akademisyen ve politika uzmanının hazırladığı bir diğer rapor. İşte Trump’ın zihni arka planındaki ekip bu vakıf ve benzeri stk’lar etrafında toplanan Evanjelik ekip. Trump şu an “2025-Başkanlık Geçiş Projesi” planına ve Vakfın yayınladığı bu planı destekleyici diğer raporlara uygun hareket ediyor. LBGT ve kürtaj karşıtı politikalar, Dünya Sağlık Örgütünden çıkış, Paris İklim Anlaşmasından çıkış, ülkede muhafazakarlığın ve Hristiyanlığın gelişmesini sağlayacak adımların atılması vs hep bu raporların ana konusu.
Trump ikinci döneminde yanına bir müttefik daha almış görünüyor; Katolikler. Kabinesine Katolik kontenjanından J.D. Vance’i Başkan Yardımcısı, Marco Rubio’yı Dış İşleri Bakanı (Katolikler için kutsal Kül Çarşambası gününde alnına haç çizerek TV’ye çıkmıştı) ve Robert F. Kennedy’yi Sağlık Bakanı olarak atadı. Danışmanlardan da Katolik olanların sayısı az değil. Önceki Başkanların ve Biden’ın ekibinde de Katolik isimler vardı. Bu sefer bu durumu önemli yapan ne? Trump 20 Ocak’tan bu yana Evanjelik ve Katolik çevrelerin savunduğu politikaları hayata geçiriyor. Trump’ın ekibindeki Evanjelik ve Katolik isimler de inançlarına göre politikalar yürüteceklerini açıkça söylüyorlar. Belki de bundan daha önemlisi Evanjelik ve Katoliklerin bir paragraf yukarında Proje 2025’i anlatırken alıntıladığımız cümlede geçen “derin devleti yıkmak ve hükümeti halka geri vermek için” işbirliği içinde olmaları.
Öyleyse şu “derin devlet” konusuna girebiliriz artık. Amerika Birleşik Devletleri hakkında yapılan güncel yorumların ortak hatası ülkede iki partinin (Cumhuriyetçi Partisi ve Demokratik Parti) ve bu partiler arkasında yer olan finans ve ticaret grupları ve bunlarla bağlantılı lobilerin arasındaki mücadele gibi anlatılması. Elbette sahnede görünün aktörler bunlar. Ama arka planda iki farklı ezoterik yapının mücadelesi var. Bunlardan Evanjelikleri yukarıda özetlemiştik. İkinci grup ise Küreselciler diye kısaca ifade edebileceğimiz ve çok derin ezoterik ve eskatolojik (ahirzaman ve kıyamet üzerine) inançları olan bir grup bu. Bu grup Amerika’da çok güçlü. FED’in arkasındaki gücün Küreselciler olduğu söyleniyor. Wall Street’teki bazı büyük finans kuruluşları bu grubun güdümünde. Teknoloji devleri ve sosyal medya şirketlerinin çoğu Küreselcilerle hareket ediyordu. Hollywood film sektörünün de büyük ölçüde Küreselcilerin etkisinde olduğu konuşulanlar arasında. Elon Musk da yakın zamana kadar Küreselcilerle hareket ediyordu. Musk’ın yürüttüğü insan beynine chip takılması projesi tam bir Küreselci planıydı aslında. Ama ne olduysa oldu ve Musk ve Amazon’un sahibi J. Bezos dahil beş büyük şirket şu an Trump’ın yanında gibi görünüyor. Musk gerçekten taraf mi değiştirdi, yoksa maske mi takıyor onu ileride göreceğiz. Ama diğer dört şirket biraz zorunluluktan Trump’ı destekliyor gibi.
Daha da ilginci, Küreselciler Avrupa’da da çok güçlü. Hatta ortaya çıkış yerleri Avrupa. İddialara göre, başta İngiltere olmak üzere birçok Avrupa hanedan ailelerinin içine evlilikler yoluyla birkaç yüzyıl önce sızmış bu grup, Avrupa devletlerinin yönetimlerinde de çok etkili. Davos toplantıları tamamen Küreselci ekibin organizasyonu. Biliyorsunuz Davosçular 2020 yılında “Büyük Sıfırlama” planını açıklamışlardı. Amaçları küresel tek dünya devletine giden yolun taşlarını döşemek. Küreselcilerin amacı elit bir tabakanın yöneteceği bir dünya düzeni diğer adı ile “tek dünya hükümeti” kurmaktı. İlk defa duyanlar için komplo teorisi gibi görünse de, bu adamların gerçekten hedefleri bu. Bu hedefe ulaşmak için nüfusun azaltılması, iklim kontrolü, 15 dk’lık akıllık şehirler kurulması, yapay et üretimi gibi birçok plan bunlara ait. Dünya Sağlık Örgütü de Küreselcilerin kontrolünde ve pandemi döneminde aşı politikaları Küreselci hedeflere uygun dizayn edildi.
İnsanın yeniden tasarlanması, transhumanizm, LBGTQ+ gibi insan doğasına aykırı akımların destekçilerinin Küreselciler olduğu hep söylenir (Trump bu tür projelere finansman sağladığı için Amerika’nın dış yardım kuruluşu USAID’i bir çırpıda kapadı).
Siyonizmi 19. Yy sonunda icat eden ve halen destekleyenler de Küreselciler. Filistin’de bir İsrail devleti kurulması ve bugüne kadar desteklenmesi de Küreselcilerin planı. Dolayısı ile Netanyahu’ya destek veren ve Gazze katliamlarına zemin hazırlayanlar da bunlar oluyor.
Bu kadarla da sınırlı değil. Küresel bir tek dünya yönetimini kurmak için ABD, Çin ve Rusya gibi büyük güçlerin olmaması gerekiyor. Bunun için bu devletlerin parçalanması gerekli. Parçalanmaya ilk Rusya’dan başlamak mantıklıydı. Zira içlerinde en zayıfı oydu. Rusya’yı parçalamak için Ukrayna Savaşı planlandı. Daha açık bir ifade ile “Ukrayna, AB ve NATO üyesi olabilir” söylemleri ile Rusya, Ukrayna’ya müdahale etmek için resmen kışkırtıldı. Tıpkı 1979’da Sovyetlerin Afganistan’a girmeye kışkırtılması gibi. Afganistan’a müdahale SSCB’nin dağılmasına yol açmıştı. Ukrayna’ya müdahale de Putin Rusya’sının dağılmasına yol açacaktı, hesaplarına göre. Ama öyle olmadı. Putin sert ceviz çıktı.
Küreselciler son hız planlarını uygularken, Amerika’da beklenmedik bir şey oldu. Evanjelikler ve Katolik çevreler (ABD’deki 3. büyük güç odağı Katoliklerdir) birleşerek 2016’da Trump’ı Başkan seçtirdiler. 4 yıl sonra seçimi kaybeden Trump, 2025’te bu grupların desteği ile tekrar seçilmeyi başardı. Ama bu sefer Trump’ın ekibi çok, ama çok hazırlıklı idi. The Heritage Foundation gibi stk’lar yukarıda bahsettiğim hazırlıklarını çok iyi yapmışlardı. Trump yemin eder etmez onlarca kararname imzaladı. Bu kararnamelerin birçoğu Küreselcilerin yaptıklarını tersine çevirmek için alınan kararladı. LBGT karşıtı düzenlemeler, Dünya Sağlık Örgütünden çıkış, Paris İklim Anlaşması’ndan çıkış, Devlet Verimlilik İdaresi’nin kurulması (Elon Musk’ın başına geçeceği birim) gibi önemli başlıkları içeriyordu. Trump daha sonraki günlerde orduda ve sosyal hayatta da LBGT karşıtı kararlarına devam etti.
Görünen o ki, Trump göreve gelir gelmez Küreselcilerin bütün kazanımlarını tersine çevirecek hamleler yapmaya başladı. Bu sadece iç politikada değil, dış politikada da böyleydi. Ukrayna Savaşı’nı bitirmek için ciddi çaba sarfetmesi ve Rusya’yı desteklemesi de bu sebepten. Savaşa zemin hazırlayan İngiltere ve diğer Avrupa devletleri idi. Avrupa’yı, yani Küreselcileri karşısına alan Trump, düşmanımın düşmanı dostumdur prensibi gereği Putin’e yakın duruyor.
Trump Avrupa ülkeleri ile arasına mesafe koyarken, Avrupa ülkelerinin de Amerika kıtasındaki uzantılarını da koparmak istiyor. Danimarka’ya bağlı Grönland ve İngiltere’nin Commonwealth topluluğu üyesi Kanada’nın Amerika’ya bağlanmasını istemesi bu yüzden. “Kanada anayasasına göre İngiltere Kral 3. Charles Kanada Kralı ve Kanada’nın Devlet Başkanıdır. Kanada’nın hükümet sisteminde, yönetme yetkisi Kraliyet’e ait olmakla birlikte, halkın adına ve yararına kullanılmak üzere hükümete emanet edilmiştir.
Grönland örneğinde ise ada, devlet başkanı Kral X. Frederik olan Danimarka’nın bir kolonisidir. Danimarka’dan çok uzakta olan bu ada Avrupa’nın değil, Amerika’nın uzantısı olarak kabul ediliyor Trump ve ekibi tarafından.
Peki, bu noktada Trump İsrail’i destekliyor mu, sorusuna da değinmemiz gerekiyor. Aslında tam desteklemiyor, ama açıktan da tavır almıyor. Desteklememesinin sebebi İsrail’in ve Netanyahu’nın arkasında Küreselcilerin olması. Açıktan tavır almamasının sebebi ise şimdilik iç dengeler buna izin vermiyor. ABD’de ciddi bir İsrail lobisi olduğunu unutmayalım. İyi ama Netanyahu’nun ziyareti sırasında basın toplantısında Trump’ın “Biz Gazze’yi ele alacağız” demesi, sonra şu tiksinti verici Gazze videosunu nasıl anlamalıyız. Trump “Biz Gazze’yi ele alacağız” dediğinde, birçokları “Trump Gazze’yi Filistinlilerden alıp İsrail’e verecek” diye yorumladı. Ama Trump’ın kastettiği bu değildi. Ziyaretten bir gün sonra Trump şöyle bir tweet attı: “Savaş’ın bitiminde İsrail, Gazze’yi ABD’ye devredecek…”
Oysa Filistin ve Gazze Yahudilerin arz-ı mev’ud sınırları içindeydi. Trump bu mesajla bunu tanımadığını ima etmiş oluyordu. Basın toplantısında söylediği sözün gerçek anlamını böylece bir gün sonra açıklamış oluyordu. Video ise, tüccar Trump’ın olaya nasıl baktığını gösteriyordu.
Aslında, İsrail’in bir vadedilmiş topraklar senaryosu olduğu gibi, Evanjeliklerin de bir vadedilmiş topraklar senaryosu var. İki senaryo veya inanç belli noktalarda paralel gitse de, temel bazı noktalarda ayrılıyor. İşte o yüzden bu iki grup aslında birbirini hiç sevmiyor.
Aslında Trump’ın ve ekibinin kafasında ciddi düşünülmüş bir jeopolitik paradigma var ve bu paradigmanın unsurlarını parça parça açıkladığı için ilk bakışta anlamlandırmak zor olsa da, yap-boz oyununu sevenlerin çözebileceği bir bulmaca bu. Bir de tabi Trump’ın o şovmen karakteri ile ifade edildiğinde hiç anlaşılmaz hale gelebiliyor bu paradigmanın adımları.
Unutmadan şunu da ekleyelim; Trump ülkeyi 1913 öncesine götürmeyi hedefliyor. 1913 FED yasası ile İngiltere kaynaklı finans elitlerinin ABD’yi tam teslim aldıkları tarih. İşte tam da bu yüzden, Trump bir süre sonra FED’i millileştirmek isteyecektir. İşte büyük fırtına o zaman kopabilir. FED, Amerikan Merkez Bankası değil miydi? Hayır, değil. Ama bu konuya başka bir yazıda değinelim, burada değil.
Trump, NATO’yu değersiz bir konuma düşürüyor ve Avrupa’yı artık korumayacağını söylüyor. İşin aslı şu, Evanjelikler, NATO’yu Küreselcilerin kontrol ettiğini düşünüyor. O yüzden Trump NATO’ya mesafeli. Diğer üyelerin NATO’ya gereken finansmanı vermediği için NATO’yu Amerika’nın finanse ettiğini söylüyor. İyi ama sormazlar mı adama, bu güne kadar NATO operasyonlarının birçoğu Amerika’nın inisiyatifi ile başlatılmış (daha Türkçesi Amerika’nın bir yerleri karıştırmak amacıyla başlattığı) veya Amerikan menfaatlerini korumaya yönelik başlatılmış operasyonlar değil mi? 2001 sonrası Afganistan müdahalesi, değişik yıllarda NATO’nın Irak’ta yürüttüğü faaliyetler, 2011 Libya’da Kaddafi’ye karşı operasyon gibi…
Peki, tüm bunlar olurken Küreselciler ne yapıyor? Trump’a seçim öncesi yapılan suikast girişimlerini yukarıdaki çerçeve dahilinde tekrar değerlendirdiğimizde anlamlı bir yere oturtabiliyoruz. Ama bu teşebbüsler başarılı olamadı. Trump’a görevdeyken başka suikast girişimi beklemiyorum. Çünkü Trump ölürse yerine geçecek olan Başkan Yardımcısı Vance de Trump’dan daha ılımlı biri değil. Gelen gideni aratabilir.
Seçim sonrası Evanjelik Trump, Küreselcilere bu darbeleri vururken, acaba Küreselcilerin Trump’a cevabi hamlesi ne olacak diye gözlerimiz ufku gözetlemekten yoruldu. Şimdilik iki küçük hamle geldi. Mart ayının başında bir Fransız dergisi eski bir Rus ajanına dayanarak Trump’ın Rus ajanı olduğunu iddia etti. Bu iddia çok büyük bir etki oluşturmadı. Hemen ardından Mart ayının ortasında Trump’ın yanında resim veren başta Elon Musk olmak üzere teknoloji devlerinin hisseleri borsada bir günde yaklaşık 200 milyar dolar değer kaybetti. Bu biraz can yakıcı olmuş olabilir. Trump, Musk’ın zararını biraz da olsa karşılamak için Beyaz Saray’ın bahçesine tarihte ilk defa otomobil pazarı kurdurdu ve o pazardan bir Tesla satın aldı.
Küreselcilerin bir sonraki hamlesi ne olur tahmini güç. Amerika’da bir ekonomik kriz mi, doların ciddi değer kaybetmesi mi, ya da aklımıza gelmeyen başka mevzular mı, öngöremiyoruz. Anlaşılan o ki, Evanjelikler ve Küreselciler birbirlerine oldukça zarar verecekler. Bekleyip göreceğiz. Ama şunu unutmayalım gerçek gündem hiçbir zaman ekranlara yansıyan gündem değildir. Arkada hep başka bir senaryo akar. O senaryoyu anlamaya çalışmalı.
Dr. İhsan ÇOMAK
21.03.2025
[1] https://www.project2025.org/
[2] https://static.project2025.org/2025_MandateForLeadership_FULL.pdf